BZMFRM,Oyun Arşivi,Program Arşivi,Online Oyunlar,Knight,Metin2,CS,Ödev Arşivi,Online,Slayt,İndir
Merhaba Ziyaretçi,
Formumuza Hala Kayıt Olmadınmı?
Formumuzdan Faydalanmak İstemezmisin?
Forumda Bilgi Paylaşımı Yapmak İstemezmisin?
Moderatorlermize Ödevlerin Hakkında Soru Sormak İstemesmisin?
Tabiki İstersin O zaman Ne Duruyorsun Hemen Kayıt Ol ve Bilgilermizden Faydalan..


BZMFRM,Oyun Arşivi,Program Arşivi,Online Oyunlar,Knight,Metin2,CS,Ödev Arşivi,Online,Slayt,İndir


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  


Paylaş | 
 

 Peygamber Efendimizin(S.A.V) Örnek Davranışları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ßeчazKiη
Süper Moderatör

Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 869
Cinsiyet : Erkek
Nerden : Silivri
Kayıt tarihi : 27/06/10
Aktiflik :
999 / 999999 / 999

Deneyim :
999 / 999999 / 999

Saygınlık :
999 / 999999 / 999

Seviye :
100 / 100100 / 100


MesajKonu: Peygamber Efendimizin(S.A.V) Örnek Davranışları   Perş. Tem. 08, 2010 7:32 pm

Her işe besmeleyle başlardı. "BESMELE ile başlamayan işin hayrı ve
bereketi kesiktir." buyurmuştur.
Herkese selam verirdi "Allah katında insanların en değerlisi
karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir."
buyurmuştur.
Boş sözlerden kaçınırdı. "Malayani şeyleri terk etmesi bir kişinin
müslümanlığının güzel olmasındandır. " buyurmuştur.
Evine selam vererek girerdi.
Çocuklarla şakalaşırdı.
Bir evin kapısını en fazla 3 kez çalardı.
İsteyeni reddetmezdi. "Bana infak etmem ve yoksulluktan korkmamam
emredildi. " buyurmuştur.
Karnı acıkmadan yemezdi. "Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam
doymadan da kalkın. " buyurmuştur.
Elbisesini sağdan giyerdi.
Alışverişte sağ elini kullanırdı.
Ölmüş kişileri hayırla yad ederdi.
Yemeğin sonunda şükrederdi.
İnsanlara hediye verir ve hediyelerini kabul ederdi.
İnsanların en güler yüzlüsü idi.
İnsanlara latife (espri) yapardı.
Ondan asla kaba bir söz duyulmamıştı.
Temizliğe çok önem verirdi.
İşçinin emeğinin karşılığını hemen verirdi. " İşçinin ücretini alnının
teri kurumadan veriniz." buyurmuştur.
Esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi.
Komşu ilişkilerinde çok hassastı.
Evleneceklere yardım ederdi. Evlenenleride tebrik ederdi.
Hz. Ömer (RA) adaleti ONDAN öğrenmişti.
Karşısında titreyen bir adama, " Korkma ! Ben kral değilim Kureyş'ten
kuru ekmek yiyen kadının oğluyum." demişti.
Hayvanlara iyi bakılmasını ister aşırı yük yüklemeyi yasaklardı.
İyilikleri asla unutmazdı, ayıpları da yüze vurmazdı.
Aksi bilinmedikçe hüsnüzan yapardı. " Başkası hakkında bana kötü bilgi
getirmeyin; ben yanınıza hakkınızda iyi düşünerek serin bir kalple
gelmek isterim." buyurarak hüsnüzannın esas olduğunu belirtmişti.
ALLAH RASÜLÜ'NÜN hayatında istikrar önemli bir yer tutar. " İbadetlerin
en hayırlısı azda olsa devamlı olanıdır." buyurmuştu.
Hasta ziyaretini ihmal etmezdi.
Cenaze namazlarına katılırdı.
Irkçılık yapanları sevmezdi.
Hep hayrı tavsiye ederdi.
Yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı.
Her konuda güvenilir bir insandı. " Dürüst ve güvenilir tüccar kıyamette
peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olarak diriltilecektir."
Ashabının hal ve hatrını sorardı, çok nazikti kimseyi rahatsız etmezdi.
Herkese iltifat ederdi.
Dişlerin bakımına önem verirdi.
" İşkenceye hiçbir mazeret olamaz." derdi. Allah Rasülü savaş halinde
dahi kadın ve çocukların öldürülmesine hatta ölünün cesedine dahi
eziyeti yasaklamıştı.
Allah Rasülü, yatmadan önce avuçlarını biribirine birleştirir, İHLAS,
FELAK, NAS surelerini okur, sonra da başından başlayarak mübarek
vücudunu mesh ederdi.
Ashabıyla tokalaştığında karşısındaki elini çekmedikçe, kendisi
çekmezdi.
Hapşırdığında eliyle ağzını kapatırdı.
Sohbetleri insanları usandıracak kadar uzun değildi.



ilkeleri



Hz Peygamber Efendimizin Bazı iletişim İlkeleri!!!!


İnsan insana iletişimi öncelikli problem olarak ele alan Hz. Muhammed,
sadece inanan insanları değil; dini, dili, ırkı, rengi, cinsiyeti,
sosyal statü ve rolü farklı da olsa bütün insanları değerli görerek
muhatap almış, kucaklamış; onlarla sağlıklı bir iletişim sürdürmüştür.
Hz. Muhammed (sav), ilâhi mesajları, insanlar tarafından algılanabilir,
duyulup hissedilebilir, okunup konuşulabilir ve yazılabilir hale
çevirmiş; hayata döndürülebilir ve yaşanıp örnekleri çoğaltılabilir bir
yapıya kavuşturmuştur. Bir peygamber olarak Hz. Muhammed (sav),
gönderiliş gaye ve misyonunu, insanlarla kurduğu iyi diyalog ve
iletişimle gerçekleştirmiş; bunun için hem, yaşadığı çağda geçerli olan
çeşitli iletişim yöntemlerini kullanmış, hem de ferdin ve toplumun
psikolojik özelliklerini dikkate alarak, mesajını en iyi ve etkili bir
şekilde sunmaya gayret etmiştir.
1-Mesajın kaynağı olarak Hz. Muhammed (sav)'in kendini tanıtması:
Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Mekke'de gâyet tabiî bir hayat
sürmekteydi. Güvenilir bir kişiliğe sahip olması dışında, toplumca
bilinen farklı bir yönü yoktu. Bundan dolayıdır ki, peygamberliğini ilan
ettiğinde, insanların: "O ihtar (Kur'ân, başka kimse kalmadı da),
aramızdan ona mı indirildi?..."1 şeklindeki itirazlarıyla karşılaştı.
Muhataplarına "...Allah dileseydi ben onu size okumazdım ve onu size hiç
bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir
şey yapamamıştım), düşünmüyor musunuz?"2 demesi emredildi. Onun
kendisini tanıttığı bazı sözleri de şunlardır: "Ben sadece tebliğciyim,
hidâyet edip doğru yola ileten Allah'tır."3 "Ben güzel ahlâkı tamamlamak
için gönderildim."4 "Ben muallim olarak gönderildim."5 "Ben günde yüz
defa Allah'a istiğfarda bulunurum."6 Bedir savaşında bazıları kendi
nöbetlerini Ona ikram etmek isteyince onlara: "Ne siz benden daha
güçlüsünüz ne de ben, sizin aldığınız sevaptan müstağniyim."7 demiş ve
empatik bir tavırla, insanlarla kendisi arasında eşitlik duygusu
yaratmaya dikkat etmiştir. Hz. Peygamber kendi özelliklerine dikkat
çektiği gibi, çevresindeki insanların da kişisel özelliklerine dikkat
etmiştir.
2-Bireyin özelliklerini dikkate alması: Hz. Peygamber, cemaate imam
olmak gibi, kamu hizmetini yürütecek kişinin, Kur'ân'ı en iyi bilen ve
en iyi okuyan biri olmasını istemiştir. Kur'ân bilgisinde eşit olma
durumunda ise, sünneti ve dini pratikleri en iyi bilip uygulayanın; eğer
bunda da denk olurlarsa, önce hicret etmiş olanın; bunda da denk
iseler, yaşça en büyüğün imam olması gibi, objektif kriterlere
uyulmasını istemiş; ayrıca yetkili bir kişinin olduğu yerde, onun izni
olmadıkça bir başkasının imamlığa geçmesinin hoş olmayacağım
belirtmiştir. Bu tavrıyla Hz. Peygamberin büyüğe-küçüğe, mevki ve makama
gereken ilgiyi gösterdiği sonucunu çıkarabiliriz.

Hz. Muhammed (sav), insan insana diyaloglarında da bireysel
farklılıklara dikkat etmiştir. Örneğin eşinin doğurduğu siyah çocuğun
kendisinden olmadığı iddiasıyla reddetmek isteyen bir bedevî ile
aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir: "Benim eşim siyah bir çocuk
doğurdu. Ben bu çocuğu reddetmek istiyorum." "Senin develerin var mı?"
"Evet." "O develerin renkleri nasıldır?" "Kırmızıdır." "Bunların içinde
beyazı siyaha çalan boz deve var mı?" "Evet, onların içinde boz renkli
develer elbette vardır." "Öyleyse bu boz renklerin nereden geldiğini
düşünüyorsun?" "Ya RasûlAllah bu soyunun damarıdır, ona çekmiştir."
"Belki bu oğlan da eski bir soy köküne çekmiştir (yani ona
benzemiştir)." Hz. Muhammed (sav) burada, peygamberlik otoritesine
dayanarak, "hayır, ben Allah'ın Elçisi olarak söylüyorum, bu senin
çocuğundur" dememiş; bedevînin anlayacağı dilden, yaşadığı hayattan bir
benzetme ile seviyesini dikkate alarak konuşmuş, muhatabın tecrübesinden
de faydalanarak, ikna edici üslupla, âdeta sonucu bedevîye söylettiren
bir yöntemle problemi çözmüştür.
3-Toplumun özelliklerini dikkate alması: Hz. Peygamberin farklı farklı
muhatapları olmuştur. Onlardan bazıları, kendisini görebilmekte,
dinleyebilmekte, günlük hayatı Onunla paylaşıp, sürekli Onunla etkileşim
içinde bulunabilmekteydi. Bazıları ise, bu kadar canlı bir iletişim
içinde bulunamazken, diğer bazıları da daha sonradan inananlara katılmış
veya sonradan gelmiş nesiller içinde bulunacaklardı. Dolayısıyla Hz.
Muhammed (sav), peygamberlik misyonu gereği toplumu oluşturan fertlerin
bireysel özellikleri kadar, toplum psikolojisini de çeşitli iletişim
yöntemlerini kullanırken göz önünde bulundurmuştur. Örneğin O, yerken,
içerken, giyinirken yaşadığı bölgenin şartlarına göre hareket etmiştir.
Yine O, konuşurken, hutbe irad ederken, kendisini dinleyen ilk
muhataplarının yeteneklerini sürekli gözetmiş, örneklerini,
muhataplarının yaşadığı ve iyi bildiği bir dünyadan seçmiştir.
Hayvanlardan deve, bitkilerden hurma Onun başlıca örneklerini teşkil
etmiştir. Onun çevresindeki insanların bir kısmını medenîler (şehirde
yaşayan), bir kısmım bedeviler (çölde yaşayan) oluşturmuştur. Bu sebeple
Hz. Muhammed (sav), bütün çağları ve bütün insanlığı kapsayacak
mesajlarını iletirken, özellikle ilk muhataplarının akıl ve
düşüncelerine, algı ve kabiliyetlerine göre iletişimde bulunmak gibi,
oldukça zor bir sorumluluğun bilinci içinde hareket etmiştir.

4-Her fırsatta insanlarla iletişim kurmaya çalışması:Hz. Peygamber de,
çevresindeki insanlarla canlı bir iletişim içinde olmuş, yanına gelene
iyi davranmış, gelmeyenleri de ziyaret ederek mesajını ulaştırmaya
gayret etmiştir. Onun panayırları dolaşması ve Taif'e gidişi de iletişim
amaçlı olmuştur. Ayrıca, misafirperverlik ve misafire ikramda bulunma,
gelmeyene gitme, ilişkiyi kesmeme, hasta ziyaretinde bulunma, cenazelere
katılma onun günlük işleri ve tavsiyeleri arasındadır.
Yahudilerden Hz. Peygamber'e hizmet eden bir çocuk vardı. Hastalanınca
onun ziyaretine gitti. Baş ucuna oturdu ve bu esnada onun Müslüman
olmasını arzuladığını bildirdi. Çocuk yanı başındaki babasına bakınca,
babası da Hz. Peygamber'e uymasını istedi ve çocuk Müslüman oldu. Genel
yaklaşım ve tavsiyesi, "...senin vasıtanla Allah'ın bir tek kişiye
hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha
hayırlıdır."8 şeklinde olan Hz. Peygamber, bu çocuğun Müslüman olması
üzerine sevinç ve memnuniyetini "Onu, benim vesilemle ateşten kurtaran
Allah'a hamd olsun." sözleriyle dile getirmiştir.9

5-Empati kurarak karşısındaki kişileri etkilemesi:Allah, Elçisini "And
olsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız
Ona ağır gelir; size düşkün, müminlere şefkatli, merhametlidir."10
şeklinde tanıtmış, kendisine, "Ben de sizin gibi bir insanım."11
demesini emrettiği Elçisinin empatik tavrına dikkat çekmiştir. Hz.
Peygamber de bir hadisinde inananların, birbirlerini ve hissettikleri
duygularını karşılıklı olarak anlamaya çalışmalarını isteyerek: "Nefsim
kudretinde olan Allah'a and olsun ki, bir kul kendisi için istediğini
komşusu veya kardeşi için istemedikçe tam iman etmiş olamaz."12
buyurmuştur.

6-İnsan sevgisini öne çıkarması:"Sizden biri, bir başkasını sevdiğinde
bu sevgisinden onu haberdar etsin."13 buyuran Hz. Peygamber, bir gün
Muaz b. Cebel'in elinden tutarak: "Ey Muaz, vallahi ben seni severim.
Kıldığın namazların ardından, 'Allah'ım, Seni zikretmek, Sana şükretmek,
Sana güzelce ibadet etmek üzere bana yardımcı ol,' diye dua etmeyi
sakın ihmal etmeyesin."14 diye öğütte bulunur. Diğer bir sözünde de:
"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe
cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.
Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?
Aranızda selamı yayınız."15 buyurmuştur.

7-İnsanların akıl ve duygularına hitap etmesi: Hz. Peygamberin önemli
bir iletişim ilkesi de insanların akıl ve duygularına hitap etmesidir.
Hz. Muhammed (sav)'in iletişimde çevresindeki insanların akıl ve
duygu*larına hitap ettiği görülmektedir. Örneğin O, arkadaşlarından
bazılarının, "Ey Allah'ın Elçisi! Zenginler sevapları alıp gittiler.
Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de
mallarının fazlasını bağış olarak veriyorlar." demeleri üzerine, "Allah
sizlere bağışlayacağınız bir şey vermedi mi zannediyorsunuz? Her
tesbihe, her tahmide (�lhamdülillah' demek), her tehlile (�âilâhe
illallah demek), her iyiliği emretme*ye ve her kötülükten alıkoymaya da
bağış sevabı vardır. Hatta, birinizin eşiyle ilişkiye girmesinde bile
bağış sevabı vardır." buyurmuştu.

8-İnsanları ve onların değer verdiği şeyleri önemsemesi: "(Onların)
Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı
aşıp Allah'a sövmesinler!.."16 âyeti, diğer insanların değer verdikleri
şeylere saygılı davranmayı önermektedir. Bu sebeple, küfür ve
inançsızlık düşünce ve fikir olarak reddedilse de, her kim olursa olsun,
bireyin değer verdiği kişisel inancına, düşünce ve kanaatine saldırmak,
ahlâkî bir davranış olarak görülmemektedir.

Müşriklerin reisi Ebû Cehil'in oğlu İkrime'nin hanımı, Mekke'nin fethi
sırasında İslâm'ı kabul etmişti. Bu arada kocası İkrime korkusundan
Yemen'e kaçtığından, onu affedip Müslümanlığa kabul etmesi hususunda Hz.
Peygamber'den söz almıştı. Bunun üzerine eşi, İkrime'yi bulup Müslüman
olması için huzuruna getirdiğinde Hz. Peygamber: "Hoş geldin süvari
yolcu!" diyerek onu güler yüzle karşıladı. Öte yandan çevresindeki
arkadaşlarına da, "İkrime aranıza katılıyor, onu gördüğünüzde babası Ebû
Cehil'e sövüp hakaret etmeyin, çünkü ölüye yapılan hakaret, hayatta
olanı incitir." buyurdu.17

9-Kişilerin yeteneklerinden yararlanması:Hz. Peygamber değişik işler
için görevlendirdiği insanların yeteneklerini dikkate almıştır. Nitekim,
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soran kişiye, "Emanet zayi edildiği
zaman kıyameti bekle." buyurmuş, aynı şahsın emanetin nasıl zayi
olacağını sorması üzerine de, "İşler ehil olmayan kimselere verildiği
zaman" demiştir.18

Hz. Peygamber , askeri başarıları ile ünlü olan Halid b. Velid'e
Allah'ın kılıcı anlamında "Seyfullah" demiş, yetenek ve başarısını
takdir etmiştir.19 Hz. Peygamber, şiiri bir iletişim aracı olarak
kullanmış; çağının sözlü iletişim geleneğine uyarak şairlerin yetenek ve
becerilerinden İslâm'ı müdafaa etmede ve inkarcılara karşı tavır almada
faydalanmıştır. O, "Şiirde hikmet vardır. Çünkü şiir, Kureyş'i oktan
daha fazla yaralar."20 buyurmuştur.

10-Hediye vererek insanların gönlünü kazanması: Hz. Peygamber,
dostlukları kuvvetlendirme, sevgiyi pekiştirme, gönül kazanma, İslâm'a
yönlendirme, muhtemel kötülükleri önleme, hizmet ve başarıyı
ödüllendirme gibi çeşitli amaçlarla, beşeri bir âdete uyarak
çevresindeki insanlara hediye vermiş ve başkalarının hediyelerini de
kabul etmiştir. Bir defasında genç sahabi Cabir'den devesini satın
almış, parasını ödedikten sonra almış olduğu deveyi ona hediye
etmişti.21
11-Mesajını kolaylık ve tedricilik yöntemiyle sunması: Hz. Muhammed
(sav), peygamberlik misyonu gereği, ilâhî mesajı, insan zihninin işleyiş
ve algılayış yeteneğini dikkate alarak, bir anda değil de, zamana
yayıp, önce basit ve kolay olandan başlayarak, yani tedricî olarak
iletmiştir. Hz. Peygamber, Muaz'ı Yemen'e gönderirken şu tavsiyeleri
yapmıştı: "Ehl-i Kitap'tan bir kavme gideceksin. Onları Allah'tan başka
ilâh olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şehâdet etmeye davet
et. Eğer buna itaat ederlerse, Allah'ın her gün ve gecede onlara beş
vakit namazı farz kıldığını bildir. Buna da itaat ederlerse,
zenginlerden alınıp fakirlere verilecek bir zekatı Allah'ın onlara farz
kıldığını bildir. Buna da itaat ederlerse, sakın mallarının en
kıymetlilerini alma. Mazlumun bedduasından kork. Çünkü mazlumun bedduası
ile Allah arasında perde yoktur."22

12-Mesajını yaymak için çevresindeki insanlara sorumluluk vermesi: Veda
Hutbesinde Hz. Peygamber "Sizden burada bulunanlar sözlerimi burada
bulunmayanlara ulaştırsın. Belki burada bulunan, kendinden daha
anlayışlı ve sözlerimi daha iyi muhafaza edecek birine ulaştırır."23
diye hitap etmiştir. Hz. Peygamber bir defasında da: "Benim sözümü
duyan, ezberleyen ve işittiği gibi kendinden sonrakilere ulaştıranı
Allah nurlara gark etsin. Kendinden daha anlayışlı olanlara ilim taşıyan
nice insanlar vardır. Niceleri de âlim olmadıkları halde ilim
taşırlar."24 buyurarak, mesajının başkalarına iletilmesini temenni
ettiği duasıyla insanları etkileyebilmiştir. Hz. Peygamber mesajının
yayılmasında olduğu gibi aslını muhafaza edebilmesi için de çevresindeki
insanlara sorumluluk vermiştir. "Benim adıma söylenmiş bir yalan, bir
başkasının adına söylenen yalan gibi değildir. Bile bile benim adıma
yalan uyduran kişi cehennemdeki yerine hazırlansın."25 Bir diğer sözünde
de, mesajını içeren bilgileri gizleyenler için: "Kendisinden sorulan
bir bilgiyi gizleyen ve onu insanlara ulaştırmayan kişiye kıyamet günü
ateşten gem vurulur."26 buyurmuştur.

13-Olumsuz tepkilere karşı sabır ve tahammül göstermesi: Eşi Âişe Hz.
Peygamber'e, Uhud savaşının yapıldığı günden daha zor bir gün yaşayıp
yaşamadığını sormuş, O da şu şekilde cevap vermiştir: "Evet, senin
kavminden çok kötülük gördüm. Bu kötülüklerin en fenası, onların bana
(Taif de bir mevkii olan) Akabe günü yaptığıdır. Taifli İbn Abdülyâlîl'e
sığınmak istemiştim de beni kabul etmemişti. Ben de geri dö*nüp, derin
kederler içinde yürümekteydim. Karnüsseâlib (denilen yere) varıncaya
kadar kendime gelemedim. Orada başımı kaldırıp baktığımda, bir bulutun
beni gölgelediğini gördüm. Dikkatlice bakınca bulutun içinde Cebrail'i
fark ettim. Cebrail bana seslenerek: �llah, kavminin sana ne söylediğini
ve seni himaye etmeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini
yapması için de sana Dağlar Meleği'ni göndermiştir.' dedi. Bunun üzerine
Dağlar Meleği bana seslenerek selam verdi. Sonra da: �y Muhammed!
Kavminin sana ne dediğini Allah işitti. Ben Dağlar Meleğiyim. Ne yapmamı
istiyorsun? Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim.'dedi. O
zaman: �ayır, ben onların soylarından sadece Allah'a ibadet edecek ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını Allah'tan
dilerim.' dedim."27
14-İyiliği tercih etmesi, intikam alma yoluna gitmemesi: Hanîfe
oğullarından Sümâme b. Usâl, Mekke'de Hz. Muhammed'le (sav)
karşılaştığında, Peygamberin kendisini İslâm'a davet etmesi üzerine,
"Bir daha bu teklifini yaparsan seni öldürürüm." diyen ve bir başka
sefer, Hz. Peygamberin kendisine gönderdiği elçiyi öldürmek isteyecek
kadar düşmanlıkta ileri giden bir kişiydi. Bir İslâm askeri birliği onu
yakalayarak Medine'ye getirmişti. Fakat, askerler yakaladıkları bu
kişiyi tanıyamamışlardı. Hz. Peygamber onu görür görmez tanımış ve
mescidde bir direğe bağlanmasını ve kendisine saygılı davranılmasını
istemiştir. Namaz için mescide, giriş ve çıkışlarda bizzat Hz. Peygamber
kendisiyle ilgilenmiş ve ona iman teklif etmiştir. Onun bu isteğine
cevaben Sümame'nin hep, "Şâyet beni öldürecek olursan, zaten kanı
dökülecek katil bir kimseyi öldürmüş olacaksın; şâyet kan diyeti
istersen istediğini veririm." sözleri karşısında Hz. Peygamber, ona hiç
karşılık vermeksizin oradan uzaklaşıp gitmekteydi. Sümame, bu arada
camide olup bitenleri ve İslâm'ın nasıl bir din olduğunu bizzat
görmekteydi. Üç gün sonra o, yine bildik cevabım tekrar edince Hz.
Peygamber, onun hiçbir fidye alınmaksızın serbest bırakılmasını istedi.
Sümame, bu tavırdan oldukça etkilenmiş olmalı ki, serbest kalınca
camiden çıktı, şehir dışında bir yerde güzelce temizlendikten sonra
tekrar Hz. Peygamber'e gelerek, Ona Müslüman olduğunu bildirdi ve şöyle
dedi: "Şu ana kadar sen bana dünyanın en iğrenç adamı gibi duruyordun;
işte artık şimdi seni herkesten çok takdir ediyorum."

15-Bazen sosyo-psikolojik bir baskı, bazen de uyarı, azarlama ve
müdahale etme yoluna gitmesi: Hz. Peygamber, bazen sosyo-psikolojik bir
baskı uygulama yoluna gitmiştir. Rivâyetlere göre, Ka'b b. Mâlik, askerî
bir sefere katılması gerekirken her nasılsa ihmal etmiş, katılmamıştı.
Onun bu tavrı Hz. Peygamber tarafından hoş karşılanmamış ve kendisiyle
elli gün konuşulmamıştı. Bu durumda, ondan başka iki kişi daha vardı.
Yüzlerine dahi bakılmadığı, kendileriyle iletişimin tamamen kesildiği
böyle bir tavır, aslında savaşa katılan Müslümanlarla birlikte hareket
etmedikleri için bir cezalandırmaydı. Hz. Peygamberin kırgın ve kızgın
bir şekilde "Allah'ın hükmü gelinceye kadar kalk, git!" dediği Ka'b b.
Malik, bu elli günlük sürede, yeryüzünün kendisine dar geldiğini
söylemiştir. Bu süre sonunda samimi tevbeleri üzerine Allah,
affedildiklerini bildiren şu âyeti indirmiştir:149 "Ve (savaştan) geri
bırakılan o üç kişinin (tevbelerini kabul buyurdu). Bütün genişliğiyle
beraber arz başlarına dar gelmiş ve canları kendilerini sıktıkça sıkmış
ve Allah'tan, yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını
anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler.
Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir."28

Dr. Yusuf MACİT
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Peygamber Efendimizin(S.A.V) Örnek Davranışları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
BZMFRM,Oyun Arşivi,Program Arşivi,Online Oyunlar,Knight,Metin2,CS,Ödev Arşivi,Online,Slayt,İndir :: İslam ve İnsan Bölümleri :: Peygamberlerin, Evliyaların, Sahabelerin hayatları-
Buraya geçin: